Haber Detayı
04 Ekim 2018 - Perşembe 18:20
 
Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır
Uğur Hanbey Aladağ...:Malatya Olay...: Son dakika...Sıcak haber... Yaygın ve yanlış kanıların ortadan kaldırılarak, kadınların camilere daha çok gidebilmesi gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık bu yanlış tabuların yıkılması lazım, bunu başta Diyanet İşleri Başkanımın yürütmesi lazım. Ve bunları aşacağız” dedi.
Kültür Haberi
Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır

“Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır”...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Nasıl kökleriyle irtibatı kopan bir ağacın ayakta kalması mümkün değilse, medeniyet değerleriyle bağı zayıflayan bir toplumun da varlığını sürdürmesi imkânsızdır. Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle düzenlenen törene katıldı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.

Konuşmasının başında Batman’daki terör saldırısında şehit olan yedi askerin ruhu için davetlileri Fatiha okumaya davet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütlerine karşı mücadeleyi aksatmadan kararlılıkla sürdürdüklerini ve sürdüreceklerini kaydetti. Şehit ve gazilerin kanlarının yerde kalmayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu gelişmeler hırsımızı da, özellikle düşmanımıza olan kinimizi fazlasıyla artırmaktadır” dedi.

“DİYANET CAMİASI, DÜNYANIN ZOR BÖLGELERİNDEKİ MAĞDURLARIN DA ELİNDEN TUTUYOR”

“Camiler ve Din Görevlileri Haftası” münasebetiyle, hocaları Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde misafir etmekten mutluluk duyduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz gecesi okudukları salâ ve ezanlarla milleti darbeye karşı kıyama çağıran tüm din görevlilerine şükranlarını sundu.

Diyanet camiasının, 140 bini aşkın personeliyle ülkedeki hizmetlerinin yanı sıra dünyanın en zor bölgelerinde mazlum ve mağdurların elinden tuttuğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine bu camianın bayramlarda ihtiyaç sahiplerinin bayram sevinci yaşamasına vesile olduğunu, dünyanın pek çok yerinde Müslüman azınlıkların çocuklarına sağladığı burslarla eğitim imkânı sunduğunu hatırlattı.

“CAMİLERİN KAPISI HER ZAMAN AÇIK OLMALI”

Bu ülkede inancın yaşanması ve yaşatılmasında neden başarısız olunduğu konusunda din görevlilerinden kendilerini gözden geçirmelerini isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, din görevlilerin gönüllerin fatihi olması, arkalarındaki cemaat sayısının azlığı konusu üzerinde durması ve bunu düşünmesi gerektiğini dile getirdi. İmamlardan, “Camilerin kapılarının beş vakit namaz dışında kapatılmalı mı?” sorusunu da gündemlerine almasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yoğun olarak ziyaret edilen tarihî ve büyük camilerin dışındaki bütün camilerin kapılarının da açık olması gerektiğini vurguladı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, camilere olan teveccühü artırmak, camiinin önemine dikkat çekmek için uzun süredir gayret gösterdiğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkanlığın; çocukların ve kadınların camilere olan ilgisini artırmayı hedefleyen etkinliklerini memnuniyetle takip ettiğini söyledi.

“ÇOCUK VE KADINLARIN CAMİLERİMİZE OLAN İLGİSİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

Yaygın ve yanlış kanıların ortadan kaldırılarak, kadınların camilere daha çok gidebilmesi gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık bu yanlış tabuların yıkılması lazım, bunu başta Diyanet İşleri Başkanımın yürütmesi lazım. Ve bunları aşacağız” dedi. Kadınları camilerden uzaklaştıranların da bunu neden yaptıklarının farkında olmadığını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çocuklarımızın ayaklarını camilere alıştıracağız, hanımların aynı şekilde ayaklarını camilerimize alıştıracağız. Ve böylece cami Müslümanların cem olduğu yerdir, bunu bu şekilde ilan edeceğiz” sözlerine yer verdi.

Bu yılki Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın temasının; “Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler” olarak belirlenmesini önemli bulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayatlarını İslam’ın anlaşılması, anlatılması ve yaşanması için harcayan örnek şahsiyetlerin hem din görevlilerine hem de millete ilham kaynağı olacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Millet olarak, Allah ve ahlak demenin yasak olduğu dönemlerde hayatlarını irşat ve tebliğ çalışmalarına vakfeden, Kur’an öğreten, öğrenci yetiştiren, insanlarımıza dinini anlatan o özveri abidelerine çok büyük bir vefa borcumuz olduğunu düşüyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ülkenin, ezanın “Allahuekber” nidalarına hasret kaldığı, tren yolculuklarında ve ahırlarda gizli saklı bir şekilde Kur’an-ı Kerim öğretildiği dönemlere şahit olduğunu söyledi ve sözlerinin devamında şunları ekledi: “Milletin cenazesini yıkayacak gassal dahi bulamadığı, yazdığı kitaplardan dolayı âlimlerimizin darağacına gönderildiği utanç sahnelerine şahitlik ettik. Başörtüsü taktığı için evlatlarımızın üniversite kapılarından geri çevrildiği; sakalı, sarığı, dış görünüşü sebebiyle insanlarımızın tahkikata uğradığı, imam hatip okullarının kapılarına kilit vurulduğu sahneleri gördük. Ama şimdi çıkmış bakıyorsun ezandan bahsediyor, Kur’an’dan bahsediyor. Ya sen ne anlarsın ezandan, ne anlarsın Kur’an’dan. Dürüst ol, samimi ol. Sadece milleti aldatmak için çıkıp da işte bir taraftan ‘ezan’ diyeceksin, bir taraftan ‘Kur’an’ diyeceksin. Evet, gene diyorum, gene diyeceğim; onunla onu bir araya getirme. Böyle zaman zaman cenaze namazlarında görünmek suretiyle de kalkıp bu milleti aldatmaya kalkma. Zira bu millet artık o mazideki dönemde değil, onlar geride kaldı, o tarih oldu. Uyanan bir milletimiz var.”

“İNSANLARIMIZIN İNANCIYLA OLAN BAĞINI KORUMAK İÇİN BÜYÜK MÜCADELELER VERİLDİ”

Geçmişte, milletin inancının ülkenin kimi idarecileri tarafından gerilik emaresi ve irtica olarak kabul edildiği, camilerin ahıra çevrildiği, satıldığı veya kapısına zincir vurulduğu dönemlerin yaşandığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte bu dönemlerde insanımızın inancıyla bağını korumak için âlimlerimiz, ilim-irfan ehli hocalarımız gerçekten büyük mücadeleler verdiler” diye ekledi.

Bu âlimlerin örnek hayatlarının bugünkü din görevlileri için ilham kaynağı olacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, din görevlilerine hitaben, “Sizlerden bugünlere ulaşmamızı sağlayan bu âlimlerimizin fedakârlığını, cesaret ve gayretini kendinize rehber kılarak çalışmalarınıza devam etmenizi rica ediyorum” dedi.

Nasıl kökleriyle irtibatı kopan bir ağacın ayakta kalması mümkün değilse, medeniyet değerleriyle bağı zayıflayan bir toplumun da varlığını sürdürmesinin imkânsız olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: “Biz, Avrupa’dan Afrika’ya kadar cenk meydanlarını ‘Allah Allah’ nidalarıyla inletmiş bir ecdadın torunlarıyız. Biz, Kudüs’e, Mekke ve Medine’ye hizmetkârlık yapmayı en büyük paye gören, şeref kabul eden bir milletin mensuplarıyız. Bu anlayışla, şimdiye kadar ne içeriden, ne de dışarıdan namahrem ellerin inancımıza kast etmesine müsaade etmedik.”

En zor zamanlarda bile bu milletin; ezanına, bayrağına, mukaddes kitabına ve şehit kanlarıyla sulanmış vatanına sahip çıktığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu milletin aynı zamanda komşularından başlayarak tüm İslam dünyasının dertleriyle, sıkıntılarıyla da hemhal olduğunu vurguladı.

“OSMANLI ÇINARININ GÖLGESİNDE TÜM MÜSLÜMANLAR HUZUR BULDU”

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Osmanlı çınarının gölgesinde sadece kendi tebaası değil, dünyanın dört bir ucundaki milyonlarca Müslüman da huzur buldu, emniyet buldu, güven buldu. Bu çınarın müşfik kolları, çöküş döneminde dahi, her türlü imkânı zorlayarak sınır ve mesafe tanımadan mazlumlara sahip çıktı. Ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz bu değerleri bugün de baş tacı ediyoruz. Bizi biz yapan, Türk Milleti’ni yüzyıllardır dimdik ayakta tutan hasletlerin bunlar olduğunu da çok iyi biliyoruz.”

Son yıllarda şartların iyileşmesine rağmen, yaşanan modernleşme ile dini hassasiyetlerin ve geleneklerin örselendiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sadece beşeri ve sosyal ilişkilerimiz değil, dini yaşantımız da bu süreçten etkileniyor. Dünyevileşme, toplumdaki manevi yarıkları daha da derinleştiriyor” ifadelerini kullandı.

“FETÖ VE DEAŞ GİBİ YAPILARIN TOPLUMA SİRAYET EDEBİLMESİNİN NEDENİ MANEVİ BOŞLUKLARDIR”

Cami cemaatinin yaş ortalamasının arttığına ve sayısal olarak da azaldığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, modernleşmenin getirdiği dünyevileşmenin ve camilerin de yeni şartlara adapte olamamasının, böyle bir manzarayı ortaya çıkardığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “FETÖ ve DEAŞ gibi yapıların topluma sirayet edebilmesinin nedeni de yine manevi boşlukların ilgili kurumlarımız tarafından doldurulamamasıdır. Şayet gençler, yaşadıkları savrulmaların çözümünü hemen yanı başındaki camide değil de başka yerlerde arıyorsa, ortada yanlış giden bir şey var demektir” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Camiler, Yüce Rabbimizin ‘el-Câmî’ esmasının yeryüzündeki tecellisidir. Camilerimiz, tevhidin olduğu kadar vahdetin, birlik ve beraberliğin de timsalidir. Camiler, minberi ve kürsüsüyle, ilim ve ahlak, marifet ve hikmet derslerinin verildiği ilim merkezleridir. Dikkat ediniz Buhara'dan Saraybosna'ya kadar Müslümanların kurduğu ya da geliştirdiği her şehirde mutlaka çarşı ve cami vardır. Hatta Anadolu’da 5-10 haneden başlayan en küçük köylerde dahi mutlaka cami bulunur. Medine’den beri, Mescidi Nebevi’nin inşasından beri İslam toplumlarında camiler hayatın merkez noktasındadır.”

“CAMİ MERKEZLİ BİR HAYATI ÖZENDİRMEMİZ GEREKİYOR”

Camileri sadece namaz kılınan bir ibadet mekânına dönüştürmenin, ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri olacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açık söylüyorum: çocuklarımızın neşesiyle, gençlerimizin heyecanıyla, piri fanilerimizin tecrübesiyle, kadınlarımızın nezaket ve becerisiyle dolmayan bir cami, benim gözümde boştur” ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geleceğin inşasında, dün olduğu gibi bugün de cami merkezli bir hayatın özendirilmesi ve teşvik edilmesi gerektiğine işaret etti. 

Bu süreçte en büyük görevin, din görevlilerine düştüğünü sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İmamlık, müezzinlik, Kur’an kursu öğreticiliği, vaizlik veya müftülük sadece ücreti mukabili yapılacak meslekler değildir. Bu meslekler her şeyden önce gönül işidir, sevda işidir, fedakârlık işidir. Öncelikle Hakk’ın rızası gözetilmeden bu görevler icra olunamaz” diye konuştu.

Namaz kıldırmak için cemaatinin önüne geçen her imamın, sadece o namazın değil, arkasında saf tutan insanların diğer sıkıntılarını, dertlerini da üstlendiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, namaz kıldırmakla din görevlisinin sorumluluğunun bitmediğini, bilakis hayata dair diğer sorumluluklarının başladığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahalledeki mağdurların, aileler arasındaki sorunların, gençlerin yaşadığı sıkıntı ve bunalımların, herkesten önce o mahallenin cami görevlisinin meşguliyet alanına girdiğini belirterek, “İmam kardeşim, cemaati ile hemhal olmalı, onlara dert ortaklığı etmelidir. Nasıl imame tesbihin tanelerini bir arada tutuyorsa, imam kardeşlerimiz mahallesini, müftülerimiz de ilini ve ilçesini bir arada tutmalıdır” diye ekledi.

“VAAZ VE HUTBE DİLİ GENÇLERİMİZİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE GÜNCELLENMELİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti: “Vaaz ve hutbe dilimizin gençlerimizin anlayacağı şekilde güncellenmesi, yenilenmesi, daha rafine hâle getirilmesi gerekiyor. Bunun yanında din görevlilerimiz ne surette olursa olsun ötekileştirici, insanımızın bir kesimini dışlayıcı ifadelerden uzak durmalıdır.”

Türkiye’de senelerce mezhep, meşrep ve etnik temelli kavgalar yaşandığını ve birilerinin aradaki farklılıkları kaşıyarak; insanları birbirine düşürmeye, komşuyu komşuya kırdırmaya çalıştığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “1970’lerin sonunda kimi şehirlerimizde bu projeler maalesef başarılı da oldu. Müslüman aynı delikten ikinci kez ısırılmaz. Bizler de o acı günlerin, o karanlık günlerin tekrar yaşanmasına müsaade edemeyiz. Bu konuda da siz kardeşlerime önemli görevler düşüyor” dedi.

“TÜM KAMU GÖREVLİLERİ SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINI DİKKATLİ KULLANMALI”

Son yıllarda pek çok provokasyonun sosyal medya üzerinden yapıldığına değinerek, tüm kamu görevlilerinin bu mecraları son derece dikkatli kullanmaları gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle diyanet personelinin, kendilerini sosyal medyanın girdabına kaptırmamaları gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan din görevlilerine, “Sizler, üstelendiğiniz sorumluluk gereği herkesten daha fazla titiz olmalı, dikkatli olmalısınız. Camilerimizi kötülemek, din görevlilerimize kara çalmak için fırsat kollayanlara, bekledikleri fırsatı vermemeliyiz” tavsiyelerinde bulundu.

Din görevlilerinden; millete öncülük, rehberlik etmelerini beklediğini, insanların derdi, sıkıntısı ve sevinciyle hemhal olmasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yönde yapacakları çalışmalarda tüm imkânlarla kendilerinin yanında olmayı sürdüreceklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm mensuplarına hizmetleri için teşekkür ederek ve kendilerinin Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nı tebrik ederek tamamladı.

"Avrupa Birliği konusunda bize düşen, 81 milyon ne karar veriyor ona bakmak”...

"Avrupa Birliği konusunda bize düşen, 81 milyon ne karar veriyor ona bakmak”

TRT World Forum’a katılarak gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avrupa Birliği ne kadar güçlü olursa biz de o kadar güçlü oluruz. Bizim Avrupa Birliği’ne katacağımız çok şey var, onların da bize katacağı çok şey olabilir. Ama böyle giderse, bu mantıkla giderse bize düşen de herhalde; 81 milyona gitmek, 81 milyon ne karar veriyor ona bakmak” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  TRT World Forum’un "Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenliği Yeniden Düşünmek" başlıklı kapanış oturumuna katıldı. Swiss Hotel The Bosphorus'ta, "Parçalanmış Bir Dünyada Adaleti Aramak” başlığıyla gerçekleştirilen kapanış oturumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, TRT World’ün Haber Program ve Görsel Direktörü Fatih Er'in sorularını cevaplayarak gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“BM ADALET ARAYIŞINA HÂLÂ BİR CEVAP OLUŞTURAMADI”

Yöneltilen bir soru üzerine, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2. Dünya Savaşı sonrasında adalet tesisi arayışının bir ürünü olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün gelinen noktada BM'nin bu adalet arayışına hâlâ bir cevap oluşturamadığını söyledi. Bu arayış kapsamında kurumun dünyanın değişik yerlerinde gayretlerinin olduğuna ve BM Güvenlik Konseyi'nden pek çok kararın çıktığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, çıkan kararlarda da alınan bir neticenin olmadığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afganistan'ın hâli ortada, güneyimizde Suriye'nin, Yemen'in hâli ortada. Arakan, Rohingya ortada. Bütün bunlara rağmen şu an itibarıyla BM maalesef herhangi bir şey yapamıyor. Hepsinde öte Kıbrıs ortada. Sene 1974, 2018. Kıbrıs çözülebildi mi, çözülemedi” diye konuştu.

BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan'la bu konuda çok yoğun çalışmalarının olduğunu; ancak herhangi bir netice alınamadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, varılan kararın tam aksi bir netice çıkmasına rağmen Güney Kıbrıs’ın kararlarının tam tersine referandum neticesi verdiğini, almayacağız denmesine rağmen Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine (AB) alındığını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların adalete aykırı girişimler ve hamleler olduğunu dile getirerek BM'nin de itibarının kaybına neden olduğunu vurguladı.

“BM GÜVENLİK KONSEYİ’NDE DEĞİŞİME GİDİLMELİ”

Adalet sisteminin çökmesi dolayısıyla aynı durumun Suriye, Afganistan, Yemen’deki sorunlarda da yaşandığını,  İsrail’in aleyhinde alınmış onca kararın uygulanmadığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ekledi: “Niye? İsrail kabul etmedikten sonra, ona uymadıktan sonra burada bir şey söylemiyor veya söyleyemiyor. Niye? beş tane daimi üye var, bu beş tane daimi üyenin bir tanesi hayır diyorsa mesele bitmiştir. Şimdi İsrail’le ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail’in aleyhine olan bir karara evet demesi mümkün mü? Değil. Demeyeceği için de netice ne oluyor? Gene onların lehine oluyor.”

Beş ülkenin temsil edildiği BM Güvenlik Konseyi’nin İkinci Dünya Savaşı’nın şartlarında oluşturulduğunu; ancak bugün bu şartların yaşanmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni bir dönüşüme, yeni bir değişime gitme zamanının geldiğini belirtti. BM üyesi 193 üye ülkenin de yer alacağı ve dönüşümlü olarak daimi üye sıfatını kazanacağı bir BM Güvenlik Konseyi’nin oluşturulması gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, beş tane üyenin dudakları arasında bu dünyada adaletin tesis edilmesinin mümkün olmadığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onun için de ben diyorum ki, dünya 5’ten büyüktür. Hele hele birden kesinlikle büyüktür” ifadelerini kullandı.

“DÜNYA ARTIK İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN DÜNYASI DEĞİL”

Bu sorunun, BM Genel Kurulu’nda gündeme gelerek tartışılması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada bunu artık tamamen akıllara yerleştirmemiz lazım, bütün algı çalışmalarını yapmamız lazım, ona göre de adımı atmamız lazım. Çünkü artık dünya Birinci Dünya Savaşı’nın dünyası değil, İkinci Dünya Savaşı’nın dünyası da değil” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin bu noktada hangi girişimlerde bulunabileceği, kendi bölgesinden başlayarak bu talepleri küresel anlamda yayıp yaşamayacağı yönündeki soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Emperyal, sömürgeci bir mantıkla mücadele verenlere karşı, Türkiye küresel güçleri yanına toplamak suretiyle bir adım atmanın gayreti içerisinde, biz bunu yapıyoruz” diye cevap verdi.

Küresel güçlerin bu adaletsizliği kabullendiğini, buna karşı mücadele içinde olan ülkelerin de Türkiye’nin bu yaklaşımına olumlu baktığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikili görüşmelerde, müzakerelerde, uluslararası panel ve sempozyumlarda kendisinin haklı olduğunu teyit ettiklerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, verdiği cevabın devamında şunları ekledi: “Ediyorlar da, adımı atma noktasında acaba nereye varacağız, mesele orada; bunun için de çalışacağız. Tabi bu yollar öyle kolay alınmıyor, biraz mücadele gerekiyor, biraz zaman istiyor. Onun için de tabi bütün bu adımları atarken dünyadaki özellikle de bu beş üye içerisinde durumu nereye taşırız, bunlar önemli. Yoksa geçici üyelerin Birleşmiş Milletler’de kıymeti harbiyesi var mı? Yok. Geçici üyeler sadece daimi üyelerin işaretine göre elini kaldırır, indirir, yaptığı iş budur. Bir de, geçici üye seçilebilmek için de ellerinden geldiği kadar çırpınırlar. Hâlbuki geçici üye olsan ne yazar, olmasan ne yazar, hiçbir kıymet harbiyesi yok.”

SOÇİ MUTABAKATI

İdlib ile ilgili bir soru üzerine, sağlanan Soçi mutabakatı kapsamında Türkiye’nin bölgedeki gözlem noktalarını güçlendirdiğini, bunun sonucunda da İdlib halkına bir öz güven geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, radikal grupların bölgeden çıkarılması konusunda bugüne kadar bir sorunun yaşanmadığını, bölgeye 70-80 bin civarında Suriyelinin döndüğünü açıkladı ve “İdlib halkına da bir öz güven geldi. Ama bu radikal gruplar bu adımlar atıldıktan sonra onlar da bizim şu anda onlarla görüşmeleri yürüten ekiplerimizle beraber şu ana kadar herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz. Temennimiz odur ki, biz devamlılığını sağlayalım, bunu sağlamanın gayreti içerisindeyiz” diye ekledi.

Suriye krizi ile ilgili olarak, Rusya, Fransa ve Almanya ile birlikte dörtlü bir İstanbul Zirvesi’ni Ekim ayı sonu ya da Kasım ayı başında gerçekleştireceklerini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu zirveden de olumlu sonuç almayı umduklarını söyledi. Suriye konusu ile ilgili olarak ABD tarafından oluşturulan “Small Grup” içinde Rusya’nın ve Suriye’nin bulunmadığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yani bizim şimdi 911 kilometre kuzeyde sınırımız var, 115 kilometre de batıda sınırımız var, burada Türkiye yok; bunu anlatmak artık bize zor gelmeye başladı” şeklinde konuştu.

“RUSYA’YI SURİYE REJİMİ, TÜRKİYE’Yİ SURİYE HALKI YARDIMA ÇAĞIRDI”

Forumda ele alınan, terör örgütlerinin bazı büyük ülkeler tarafından desteklendiği konusu ile ilgili olarak ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde terör örgütleri YPG-PYD’ye 19 bin tır silah ve mühimmat verdiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Lafa geldiği zaman Suriye’nin toprak bütünlüğü diyeceksin, öbür taraftan getirip 22 tane üssü oraya kuracaksın. Öbür taraftan Deyrizor petrollerini kim paylaşacak, nasıl paylaşacak, bunların hesabını yapacaksın. Öbür taraftan ‘Suriye fakirlik, garip-gureba, böyle bir durumun içerisinde’ diyeceksin, ondan sonra bize siz burayı terk etmeniz lazım diyeceksin. Hayır, biz orayı terk etmeyeceğiz. Ne zaman ki Suriye halkı seçimlerini yapar, seçimlerini yaptıktan sonra biz Suriye’yi sahiplerine terk eder oradan ayrılırız.”

Rusya’yı Suriye rejiminin, Türkiye’yi Suriye halkının yardıma çağırdığını; ancak ABD’yi kimsenin davet etmediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “İdlib’de de İdlib halkı bizi davet etti, Afrin’de öyle, biz onların daveti üzere buralara gittik. Çünkü nerede bir mazlum varsa, biz elimizden geldiği kadarıyla oralara yardıma koştuk, koşmaya da devam edeceğiz” dedi.

“DEVLET DESTEKLİ TERÖR KARŞISINDA ULUSLARARASI BİR MEKANİZMA OLUŞTURMAK MÜMKÜN”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Devlet destekli terör karşısında uluslararası bir mekanizma oluşturmak mümkün mü?” sorusuna ise şöyle cevap verdi: “Şimdi buna mümkün değil denmez, mümkün tabii. Ama bunun da en önemli mekanizması neresi? Birleşmiş Milletler, şimdi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden alınacak kararlarla burada bu tür adımları atmak mümkün. Şimdi birçok yerde, mesela bizler geçmişten bugüne Somali’de, Kosova’da Türkiye’ye biliyorsunuz birçok görevler verildi ve bu görevler bize verildiği zaman da biz gittik görevlerimizi yaptık. Şimdi benzer bütün bu noktada devlet terörü estirenlere karşı da Birleşmiş Milletler’in alacağı kararlarla birçok adımlar atılabilir, bunun da bana göre ana mercii Birleşmiş Milletler’dir, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’dir.”

Türkiye’nin müracaatıyla BM’de Kudüs ile ilgili bir oylama yapıldığını, oylamada 127 oya karşılık ABD’nin yanında yedi ülke kaldığını ve Türkiye’nin talebi doğrultusunda BM’den karar çıktığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımış, taşı; bundan biz herhangi bir zarar görmeyiz, ama insanlık bunu çok iyi biliyor ve kaydediyor” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE İLE İLGİLİ OLARAK AVRUPA BİRLİĞİ’NDE ÖNÜNÜN AÇIK OLDUĞUNA DAİR BİR EMARE YOK”

Foruma katılan pek çok konuşmacının, Avrupa Birliği’nin artık sona yaklaştı yönündü kanaat belirttiklerini hatırlatan moderatörün, “Sizce Avrupa Birliği’nin sonu geliyor mu?” sorusuna verdiği cevapta kendisinin de o yönde işaretler gördüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “Bir an önce de yaklaşılsa da biz de istikametimizi çizsek diye düşünüyorum” diye konuştu.

Daha önce Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder döneminde AB zirvelerine kendisinin de katıldığına; ancak Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel dönemlerinde liderler zirvesinin kaldırıldığına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Peki, o zaman neyi biz konuşuyoruz, neyi müzakere edeceğiz, kim müzakere edecek? Ve o günden bugüne Türkiye’yle ilgili olarak Avrupa Birliği’nde önünün açık olduğuna dair bir emare yok” şeklinde konuştu.

AB’nin, Türkiye’yi üye yapmadan farklı bir uygulama önerdiğini, Türkiye olarak da kendilerinin bunu kabul etmediğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin bütünlüğünü korumaya dair bir önerisi var mı?” sorusunu ise şöyle cevapladı: “Niye olmasın canım, biz Avrupa Birliği’ni parçalamak için yaratılmadık ki. Avrupa Birliği ne kadar güçlü olursa biz de o kadar güçlü oluruz. Ama bizim Avrupa Birliği’ne katacağımız çok şey var, onların da bize katacağı çok şey olabilir. Ama böyle giderse, bu mantıkla giderse bize düşen de, yarın gazetelere iyi bir başlık olur, bize düşen de herhalde; 81 milyona gitmek, 81 milyon ne karar veriyor ona bakmak.”

“Son dönemde de İslam ve terörün yan yana getirilmesi, İslam karşıtlığının AB’yle birlikte ABD’de de hızla yükselmesi, bu tarihsel bir öfkeden mi geliyor, yoksa günümüzün şartları buraya mı taşıdı bu öfkeyi?” şeklinde soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii bu işin tarihi var, yok dersek kendimizi aldatırız. Tabii yaşadığım çok şeyler var da, bunları burada konuşmam doğru değil. Yani bize çok açık, net söylenenler var; ama burada bunu konuşmam. Çünkü her doğru her yerde biliyorsunuz konuşulmaz” sözleriyle cevap verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi öyle bir köşeye sıkıştırma gayreti içerisine giriyorlar ki söyledikleri çok enteresan; ‘nüfusunuzun çok olması sebebiyle almıyoruz.’ Hâlbuki doğru konuşmuyorlar, yalan. Bu kadar nüfusu çok olanlar var. Doğruyu söyleyin. Onu söyleyemiyorlar, onu biz biliyoruz. Ama bu doğruyu bir Fransız Dışişleri Bakanı söyledi, bana söyledi. Ama onu ben burada söyleyemeyeceğim. Şöyle bir vakti zamanı geldiğinde de onu açıklayacağım, çünkü onun da açıklanması lazım, işin aslı orada. Ne zaman? Referandumu yapalım ondan sonra.”

“TÜRKİYE’NİN YENİ SİSTEMLE BİRLİKTE REFERANDUMLARA ALIŞMASI GEREK”

Moderatörün, “Çok kısa bir zamanda mı bu referandum?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şöyle arkadaşlarımla da bir masaya yatıralım, Parti Genel Başkanı olarak arkadaşlarımızla da yatırıp ondan sonra tamam denildiği anda hemen adımımızı atarız” ifadeleriyle cevap verdi. Türkiye’nin artık geçmişteki ülke olmadığını ifade ederek Avrupa’da yıl içinde iki referandum yapan ülkelerin olduğunu örnek gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yeni sistemle birlikte referandumlara alışması gerektiğini söyledi.

“EKONOMİK SAVAŞIN KARŞISINDA PES ETMEYECEĞİZ”

Gündemdeki ticaret savaşları ile ilgili bir soruya ABD’nin dayatmalarına karşı Çin ve Rusya’nın karşı tedbirler aldığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu süreç içerisinde biz bu ekonomik savaşın karşısında pes etmeyeceğiz, mücadelemizi milletçe vereceğiz, ben milletime güveniyorum. Bu millet aç kalmıştır, susuz kalmıştır, ama bağımsızlığını hiçbir zaman kimseye kaptırmamıştır. Kaldı ki öyle bir durumumuz da yok, her ne kadar Kılıçdaroğlu önümüzdeki yıl Türkiye aç-maç diyorsa da, biz bir avuç ekmeği paylaşırız onunla” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Çin olsun, Rusya olsun, bu arada Almanya, Fransa, İngiltere, tüm buralarla ilişkilerimiz olsun,  bu ilişkilerimizi şu anda artırarak devam ettiriyoruz. Ve ilgili bakan arkadaşlarım tüm bölgeyi, başta Katar olmak üzere oraları dolaştılar. Bunları devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz. Aynı şekilde birçok bölge ülkeleriyle bu görüşmelerimiz yine devam ediyor. Tabii çok daha ileri bir noktada malum bizim şu anda savunma sanayine yönelik adımlarımızın tırmanması, o da birilerini rahatsız ediyor. Mesela bizim nükleer enerjiye yönelik attığımız adımlar var. Bunun bir tanesi şu anda Rusya’yla yaptığımız nükleer enerjidir. Bir diğeri, inşallah şu anda Çin’le atacağımız bir adım var, olur ki Japonya’yla yaptığımız görüşmeler var, yılsonuna kadar kararını vereceğiz. Bunlar tabii nükleer enerjide bizim çok çok güçlü bir altyapıya, potansiyele sahip yatırımlardır.”

Son BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında BM’nin bir gençlik oluşumuna ihtiyacı olduğu ve bunun merkezinin de İstanbul olması gerektiği yönündeki teklifi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, teklifinin kabul edilmesi durumunda İstanbul’da bu merkez için yapılan bir binanın tahsis edilebileceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gençliğin bakışını getirmesi bakımından buranın çok çok hayırlı adımlar atacağına inanıyorum. Çünkü benim de siyasette geçmişim gençlik kolları çalışmalarından gelmedir ve gençliğin bu noktadaki potansiyeline, gücüne inanıyorum” diye ekledi.

“İNSANLARIN ÖLÜMÜNE NEDEN OLUYORSA HANGİ ARAÇ OLURSA OLSUN SUÇ ALETİDİR”

Suriye örneğinden hareketle, konvansiyonel silahlarla yüzbinlerce insanın katledilmesine rağmen neden sadece kimyasal silahla gerçekleştirilen ölümlerde büyük devletlerin müdahale sinyali verdiği yönündeki soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle cevap verdi: “1915’in bir kararı bu. O zaman kalkmışlar kimyasal silahları bir suç olarak kayıtlara girmişler, o günden bugüne kimyasal silahlar dünyada bir suç aleti veya bir suç ürünü olarak kabul ediliyor. Ben de diyorum ki, eğer bir insanın ölümüne neden oluyorsa veya insanların ölümüne neden oluyorsa, o hangi araç olursa olsun o suç aletidir.”

Suriye’de 1 milyona yakın insanın konvansiyonel silahlarla öldürülmesine rağmen bunun hiç gündeme getirilmediğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu ne demek biliyor musunuz? Şu anda ben kapıyı kapattım, sen ne yaparsan yap. Neyle? Konvansiyonel silahlarla. Ve neyle vuruyorlar? Dikkat edin, konvansiyonel silahlarla vuruyorlar. Aldatmayın dünyayı. Biz de bunu BM’de de, her yerde de gündeme getiriyoruz; ama hâlâ herkesin ağzında kimyasal silah. Ben de diyorum ki; kimyasal silahla aldatmayın, konvansiyonel silahlarla insanlar öldürülüyor. Öldürülen insan olduktan sonra, öldüren neyse ben onun karşısındayım; mesele odur, bu kadar basit.”

 

Kaynak: (Malatya Olay) - Malatya Olay Editör: Uğur Hanbey Aladağ
Etiketler: Din,, ilim,, ahlak, ve, adalet, bizi, millet, olarak, ayakta, tutan, taşıyıcı, sütunlardır,
Yorumlar
Haber Yazılımı