Yazı Detayı
24 Ocak 2016 - Pazar 14:16
 
Akademisyenlerin Barış Bildirisi...
Bilgin Akbal
bilginakbal@hotmail.com
 
 

Son yıllarda; 30 yılı aşan Doğu ve Güneydoğu bölgemizdeki sorunlarımızın kalıcı bir biçimde çözümlenmesi için çok yoğun çabalar sarf edildi. Analar ağlamasın diye Akil insanlardan oluşturulan gruplar kuruldu. Türkiye’nin dört bir tarafında sivil toplum örgütleri ve halkla görüşmeler yapıldı ve bu çalışmaların adına da son olarak Çözüm Süreci adı verilmişti.

Bu süreç içinde bölgede gerginlik yaşanmaması için güvenlik güçleri geri planda kalmış. Bölgede yüksek kesimlerde yaşamlarını sürdüren PKK’nın silahlı unsurları zamanla şehir merkezlerine gelerek kendi hakimiyet alanlarını sağlamışlar. Bu hakimiyet alanları içinde kendi Mahkemelerini, Karakollarını kurarak özerk bölgeler tesis etmekte oldukları da televizyon programlarda kamuoyunun önünde söylendi.

Maalesef bu süreçte değişik partilerin bir araya gelerek kurdukları Halkların Demokrasi Partisi HDP; PKK’nın bölgedeki yapılandırmaları karşı inisiyatif alarak Barış adına başarılı olamamıştır.

Geçtiğimiz Nisan ayında Çözüm Sürecinde yapılan çalışmaların ve mutabakatların ortadan kalkması sonrası yapılan 7 Haziran 2015 seçimlerinde bölgeden gelen oyların; halkın özgür iradesi ile sonuçlanmadığının kamuoyunda şiddetli tartışılması, devlet teşkilatlarının bölgede ciddi güvenlik zafiyetin olduğu eleştirileri Hükümeti bölgede, devlet hakimiyetini sağlama noktasında çalışmalar yapmasını zorunlu kılmıştır.

Bölgedeki şehir merkezlerinin silahlı PKK unsurlarından arındırılması için yapılan çalışmalar aylardır devam etmekte. Ortada karşılıklı silahlı çatışmalar var. Bu nokta da bölgede yaşayan insanların mağduriyetleri ortada, can güvenliği yok. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bölge insanı beslenmesinden, güvenliğinden, eğitiminden, sağlığından ve sosyal hayatından mahrum yaşam derdinde… Çatışmalarda yaşamlarını yitirenler ve yaralanılanlar… Evleri ve iş yerleri yok olanlar… Evet cidden yaşanılanlar çok büyük acı…

Geçtiğimiz günlerde güneydoğu bu yaşananlar ile ilgili 1000’in üzerinde Akademisyenin yayınladığı bildiri, ülkemizde kıyameti koparttı. Devletin en tepesinden başlayarak her kademede akademisyenlerin yayınladığı bildiriye ateş püskürüldü. Savcılar göreve çağrıldı. Ardından ev baskınları, gözaltına alınmalar, soruşturmalar geldi.

Kendilerini Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi olarak tanımlayan Akademisyenlerin "Bu suça ortak olmayacağız!" Başlıklı bildirisinde

--------

Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız! Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur'da, Silvan'da, Nusaybin'de, Cizre'de, Silopi'de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye'nin kendi hukukunun ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz."

------

Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi Bu suça ortak olmayacaklarını söylüyorlar. O zaman önce suçun tanımını yaparak konun değerlendirmesini yapalım. Suç, yanlış ya da zararlı olduğu için yasaklanan ve bazı durumlarda cezalandırılan davranışHukuki anlamda suç, bir toplumdaki hukuki kurumlar tarafından ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımına bağlanmış fiildir. Suçu gerçekleştiren kişiye suçlu denir.

Evet ortada suçu gerçekleştiren bir suç örgütü var. Bölgede eline silah alarak toplumsal hukuku yok sayarak kendi hakimiyet ve düzenini sağlamaya çalışan bu (Suç işleyen) grubun karşısında da devletin toplumsal düzeni sağlamakla görevli güvenlik güçleri vardır. Toplumsal düzeni sağlamakla görevini yapanlar ve görevlerini yapanlara talimat veren yöneticiler suçlu olamaz.

Ortada silahlar ve PKK unsurları yokmuş da devlet barış isteyen halka karşı silah kullanıyormuş ve halkın yaşam haklarını yok ediyormuş gibi bir bildiri daha başında AKADEMİK olmaktan çok öte bir durumdur.

Çünkü (A.Türkbal’a göre). “Bilimsel araştırmada çözülmeye çalışılan problemin çok dikkatli ve ayrıntılı olarak belirlenmesi çalışmanın ilk adımı ve en önemli aşamasıdır. Bu aşamada elde edilecek olumlu ve olumsuz bilgi ve puanlar araştırmanın ileri aşamalarında önemli etkilere yol açar” der.

Hocalarımızın bildirisindeki metinde PROBLEM ayrıntılı olarak belirlenmeden, sorunun kaynağı tam olarak ortaya konulmadan “BARIŞ” sloganlı metin maalesef Akademik açıdan anlamsızlaşmıştır.

Bu yaşananlarda beni asıl üzen ve yaralayan iki husus olmuştur. Birincisi olayları farklı bakış açıları ile yaptıkları değerlendiklerde bulunarak Akademik kimliklerini kullanan Hocalarımızın, devlete yönelik eleştiri ve istemlerinde uygun bir yazı dili kullanmamış olmalarıdır. İkincisi de maalesef bu bildiriye imza atan Hocalarımıza karşı hakaretler edilmesi, evlerinden alınarak gözaltına alınmaları ve haklarında soruşturulma açılmasıdır.

Demokrasilerde ifade özgürlüğü her şeyin üstünde en önemli insan hakkındır. Yüce rabbimiz bile kullarının konuşmalarına ve düşünmelerine sınırlama getirmemiştir. Sorunlarımızı tüm açıklığıyla konuşmaktan kaçınmamalıyız. Bilimsellik temelinde her düşünce kendini serbestçe ifade edilmeli ve tartışılmadır.  Toplumlar silah ve güç baskısı altında tutulmamalıdır.

Bir bildiri yazıp imzaladıkları için insanları baskı altında tutmaya-sindirmeye çalışıldığı takdirde; bugün de görüleceği üzere, dünyanın dört bir tarafından bu baskı altına alınanlar koruma altına alınarak birer kahraman yapılırlar.

Bilgin Akbal

Elektrik Yük.Müh.

 
Etiketler: Akademisyenlerin, Barış, Bildirisi...,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Eylül 2018
Türk hekimleri neden iyileştirdikleri hastalarını taburcu eder?
21 Ağustos 2018
Kim olabilir diye merak ettiniz haklı olarak; evet işte o lider
04 Ağustos 2017
Otopark Sorunu ve Dijitalleşme...
22 Haziran 2017
Acıbadem Üniversitesi Mezuniyet Töreni...
20 Ocak 2017
İki Kere İki Kaç Eder?...
23 Aralık 2016
Ekonomi Gazetecileri Derneği ve Küresel Isınma...
21 Kasım 2016
TURGUT ÖZAL TIP MERKEZİ...
02 Ekim 2016
Doğalgaz’daki İndirim %35 Seviyesinde Olmalı...
20 Haziran 2016
Rektörlük Seçimleri...Dünyadaki İlk 5 Üniversite ve Ülkemizdeki Üniversiteler
28 Mayıs 2016
Milliyetçi Hareket Partisi'nin Olağanüstü Kurultayı Temmuz'da ...
20 Mayıs 2016
Erken seçime doğru...34 yılda 18 kere Yenilenmiş Anayasa’ya sahibiz...
19 Mayıs 2016
Erken Seçime Doğru?...
09 Nisan 2016
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun Yapısı Değiştirilmeli...
05 Mart 2016
Özelleştirme Sonrası Elektrik Fiyatları Nereye Koşuyor…..
12 Aralık 2015
Siyasi Kriz Sonrası Doğalgaz Krizi Kapımızda mı?
14 Ekim 2015
Allah Korkusunu ve Adalet Duygularımızı mı Kaybediyoruz?
10 Temmuz 2015
Mastöb Kongresinin Ardından...
22 Haziran 2015
Mastöb(2)...
17 Haziran 2015
Hababam Derneği (1)
07 Haziran 2015
Gelecek 4 Yılda Ülkemizin Çözmesi Gereken Sorunlar Nelerdir? Hiç Düşündünüz mü?
27 Mayıs 2015
12 Eylül 1980 ile Hesaplaşma...
16 Ocak 2015
ENERJİ PLANLAMASINA BAKIŞ...
03 Aralık 2014
"Öğretmenler Günü" Paneli Gerçekleştirildi.
01 Ekim 2014
Toplumsal Maliyet...
27 Haziran 2014
Cumhurbaşkanını Halk Seçmeyecek, Seçilmişler Üstünden Tercih Yapacak
10 Haziran 2014
27 Mayıs 1960
28 Nisan 2014
Heyecanınıza Hayranım Muammer Abi
15 Mart 2014
Adalet İçin Saraylar, Kanunlar ve Referandumlar Yaptık…
09 Ocak 2014
Kaza geliyorum demiyor parmak gidiyor
12 Aralık 2013
Ört üzerini gitsin!
Haber Yazılımı