Türk demokrasi tarihinin en ağır darbesi, takvimler 12 Eylül 1980’i gösterdiğinde vuruldu. Malatya’dan Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar uzanan o kapkaranlık gece; sadece mevcut idareyi feshetmekle kalmadı, bir neslin geleceğini, gençliğini ve insanlık onurunu da postal seslerinin altına serdi. Ali Aladağ’ın duygu dolu ve sitemkar satırlarında dile getirdiği gibi, bu ülkenin evlatları ve aileleri için 12 Eylül; ne unutulacak ne de affedilecek bir takvim yaprağıdır.
“Bizim Çocuklar Başardı” ve Kurulan Trajik Denge
Darbe gecesi saatler 04.00’ü gösterirken okyanus ötesine geçiştirilen “Bizim çocuklar başardı” (Your boys have done it) mesajı, yaşanan facianın uluslararası boyutunu ve milletin iradesine vurulan pranganın niteliğini net biçimde özetliyordu.
İçeride ise “adalet sağlama” adı altında tarihin gördüğü en soğukkanlı kıyımlardan biri kurgulandı. Kenan Evren’in “Bir sağdan, bir soldan” diyerek adeta bir sayısal denge hesabı gibi meşrulaştırmaya çalıştığı idam kararları, gencecik fidanları darağaçlarına sürükledi.
-
İlk Acılar ve Yiğitler: Mustafa Pehlivanoğlu ile başlayan idam zinciri; Cevdet Karakaş, İsmet Şahin, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan ve Malatya’nın evladı Cengiz Baktemur gibi isimlerle devam etti.
-
Malatya’nın Yüreğindeki Sızı: Bir ananın, evladını görebilmek adına Doğanşehir’den Elazığ’a yayan yürümesi ve hapishane kapılarında günlerce beklemesi, 12 Eylül’ün sadece hukuki değil, derin insani dramlarının da resmiydi.
-
Sistemleşen İşkence: Mamak’tan Diyarbakır’a, Metris’ten, Malatya’dan-Elazığ illerdeki darbecilerin bodrumlarına kadar Filistin askısı, falaka ve elektrik verme gibi yöntemlerle insan onuru ayaklar altına alındı.
Geçmişin Dersleri ve Bugüne Düşen Gölge
12 Eylül öncesinde Malatya sokaklarında günde 12-13 canın yitirildiği, iç ve dış mihrakların kışkırtmasıyla kardeşin kardeşe kırdırıldığı o karanlık atmosfer, darbenin zeminini hazırlayan en büyük faciaydı. İhtilal mahkemelerinin adaleti katleden kararları, bu topraklara uzun yıllar sirayet edecek derin yaralar bıraktı.
Ancak Türk milleti, çekilen tüm bu acılardan tarihsel bir feraset çıkarmayı başardı. Geçmişte oynanan kanlı senaryoların bugün de farkında olan bu toplum, ne o günün askeri vesayetçilerine ne de bugün benzer hevesler taşıyan iç ve dış odaklara bir daha geçit vermeme kararlılığındadır.
Aradan kaç yıl geçerse geçsin; adaleti darağacına çekenleri, “Oniki Eylül”ü yapanları ve o idareyi kuranları bu millet rahmetle değil, hafızasındaki o derin lanetle anmaya devam edecektir.
Yıl 1980… Takvimler 12 Eylül’ü gösterdiğinde, bu ülkenin üzerine sadece bir sonbahar serinliği değil; hukuku, insanlığı ve masumiyeti yutan zifiri bir karanlık çöktü. Bugün, demokrasimize sürülen o kara lekenin yıl dönümünde hafızamızı tazelemek, yaşananları haykırmak vicdani bir borçtur.
Çünkü yaşamak yetmiyor; yaşananı unutmamak ve anlatmak gerekiyor.
Sokaklardan Zindanlara Uzanan Gölge
Kod adı “Bayrak Harekatı” olan o meşum plan uygulandığında; bir milletin geleceği, gençliği ve umutları askıya alındı. 650 bin insanın gözaltına alındığı, yüz binlerin yargılandığı, şafak vakitlerinde darağaçlarının kurulduğu bir fetret devri başladı. İşkencehanelerde sönen hayatlar, zindanlarda çürütülen bedenler ve “bir sağdan bir soldan” mantığıyla sehpaya gönderilen yiğitler… İnsanilikten başka her şeyin bol olduğu o günlerin sızısı, aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ taptaze.
Elazığ Askeri Cezaevi’nin soğuk duvarlarında verilen ifadeler, evlerin didik didik aranması, masum kitapların birer suç aleti gibi toplanması ve tanınmayan isimlerin hesabının sorulması… O dönemi bizzat tecrübe edenler için her 12 Eylül, yeniden açılan derin bir yaradır.
Baskı Altında Bir Meslek: İhtilal Gölgesinde Gazetecilik
Darbe sadece bedenleri değil, kelimeleri ve hakikati de zincire vurdu. O yıllarda gazetecilik yapmak; bir haberin peşinden koşmak değil, postalların gölgesinde hayatta kalma mücadelesi vermekti.
-
Sansür ve Talimat: “Şu yazılacak, bu yazılmayacak” emirleriyle çekilen hatlar,
-
Sokakta Tedirginlik: İhtilalcilerle karşılaşmamak için geçilen ara sokaklar,
-
Onay Bekleyen Manşetler: Malatya, Elazığ ve Diyarbakır hattında, bir bültenin basılması için darbecilerin dudakları arasından çıkacak “Tamam” onayını beklemek,
-
Kapatılan Gazeteler: Irak sınırında yapılan tek bir haber yüzünden bir yayın organının kapısına kilit vurulması…
Tek sevdası vatan olan insanların, her an bir suçlu gibi zindana atılma veya darağacına gönderilme korkusuyla yaşaması, o dönemin gazetecilerine ödetilen ağır bedellerden sadece birkaçıydı.
Eylül’ün Fermanı Varsa, Milletin Hürriyeti Var
“Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes! Ey kahpe rüzgâr; artık ne yandan esersen es!”
Geriye dönüp bakıldığında hissedilen tek şey derin bir isyandır. Adı ister darbe, ister ihtilal, ister kalkışma olsun; milli iradeye ve insur haklarına kasteden her eylem bu millete yapılmış bir hainliktir.
Darağaçlarına, zindanlara ve karartılan yarınlara rağmen duruşumuz nettir: Darbelerin de, darbecilerin de karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Allah bu millete bir daha 12 Eylül’ün o karanlık ve soğuk günlerini yaşatmasın. İşkenceler altında dahi…Dar’lar bizim, vatan sağ olsun! diyen nesilleriz…

