Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ali Aladağ
Ali Aladağ

Türk Beklenendir: Tarih, Hafıza ve Bir Gece Ansızın İsrail’e de Gireriz Engel Yok…

G
MalatyaOlay’ı
Google’da haber kaynağınız olarak ekleyin


Kaynak ekle

Türk Beklenendir: Tarih, Hafıza ve Bir Gece Ansızın

Türk tarihinin en belirleyici cümlelerinden biridir “Türk beklenendir.” Sadece bir söz dizimi değil; Kosova’dan Mağrip’e, Doğu Türkistan’dan Kafkaslar’a uzanan geniş bir coğrafyanın hafızasına kazınmış, coğrafyaları ve nesilleri birbirine bağlayan sosyolojik bir hakikattir. Bu beklenti, haritalara sıkıştırılamayan bir mesuliyetin ve mazlumun zihnindeki “kurtarıcı” imgesinin tezahürüdür.

Karabağ’da yıllardır süren işgalin sona ermesinde koyduğu irade, Libya’da dengeleri değiştiren kararlılığı; Türkiye’nin bölgesel denklemde artık sadece bir izleyici değil, sahadaki oyunu bozan ve yeniden kuran ana aktör olduğunu gösterdi. Siyasete ve askeri stratejiye yön veren bu hamleler, iç politikadaki söylemlerin ötesinde küresel güç merkezlerine verilen net bir mesajdır: “Coğrafyanın kaderi, rızamız olmadan çizilemez.”

“Nasıl Karabağ’a, Libya’ya girdiysek…” diye başlayan ve “Bir gece ansızın gelebiliriz” vurgusuyla perçinlenen ifadeler, sadece askeri bir tehdit ya da retorik değildir. Bu söylem, Türk devlet aklının kriz anlarında takındığı o tarihsel özgüvenin dışa vurumudur. O gece, bu gece ya da yarın… Zamanın bir önemi yoktur; önemli olan o kararlılığın ve kapasitenin canlı tutulmasıdır.

Ancak askeri ve siyasi söylemlerin ötesinde asıl mesele, bu “beklenen” olma vasfını koruyabilmektir. Beklenen olmak; sadece caydırıcı bir güç olmakla kalmayıp adaletin, dengenin ve merhametin de teminatı olmayı gerektirir. Dünya zor bir dönemden geçerken, diplomasi masasındaki güçle sahadaki varlığın senkronize çalışması Türkiye’nin en büyük kozudur.

Ansızın gelmek bir stratejidir; fakat “beklenen” kalabilmek bir medeniyet iddiasıdır. Türkiye, tarihsel mirasının ve jeopolitik gerçeklerinin farkında olarak adımlarını atmaya devam ettiği sürece, coğrafyasında dengeleri belirleyen asıl unsur olmaya devam edecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Karabağ’a nasıl girdiysek, Libya’ya nasıl girdiysek benzerini aynen ona da yaparız” çıkışı, iç siyasette ve dış basında geniş yankı uyandırdı. Retorik düzeyinde Türkiye’nin savunma sanayisindeki özgüvenini ve sert güç kapasitesini yansıtan bu açıklama, sahadaki jeopolitik gerçeklerle karşılaştırıldığında daha karmaşık bir tablo sunuyor.

Bölgesel Müdahalelerin Dinamikleri ve İsrail Gerçeği

  • Karabağ ve Libya Modeli: Türkiye’nin Karabağ ve Libya’daki varlığı; vekalet savaşları, Bayraktar TB2 gibi insansız hava araçlarının etkin kullanımı, askeri danışmanlık ve yerel müttefiklerle (Azerbaycan Ordusu ve Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti) yürütülen hibrit konseptlere dayanıyordu. Bu hamleler, hukuki zeminler ve meşru hükümetlerin davetleri doğrultusunda şekillendi.

  • İsrail’in Askeri ve Stratejik Konumu: İsrail, doğrudan bir hava savunma şemsiyesine (Demir Kubbe, Davud Sapanı, Arrow), nükleer caydırıcılığa ve gelişmiş konvansiyonel güce sahip bir Doğu Akdeniz aktörüdür. Dahası, ABD ile olan stratejik ittifakı ve NATO üyesi Türkiye ile muhtemel bir çatışmanın getireceği küresel diplomasi maliyetleri, olası bir askeri senaryoyu tamamen farklı bir ölçeğe taşımaktadır.

Siyasi söylemler ile askeri doktrinler arasındaki farkı iyi okumak gerekir. Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu ve savunma gücünü vurgulayan bu açıklamalar, sahada doğrudan bir askeri harekat ilanından ziyade; Doğu Akdeniz, Gazze ve bölgesel dengelerde Türkiye’nin göz ardı edilemeyecek bir güç olduğunu hatırlatan stratejik bir caydırıcılık mesajıdır.

Nasıl Karabağ’a, Libya’ya girdiysek İsrail’e de gireriz bir engel yok…Şunu da ekleyeyim…İsrail’de büyük kaçış başlamış…İsrailliler İsrail’i terk etmeye başlamış…Neden…? 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir