Google’da haber kaynağınız olarak ekleyin
MOSSAD’ın algı operasyonları ve bölgesel kurguları üzerinden yürütülen tartışmalar, köklü devlet yapılanmalarının saha hakimiyeti karşısında stratejik ilüzyonların nasıl birer birer dağıldığını göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.
İsrail’in son dönemde izlediği agresif dış politika, Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı olarak hedef alan güvenlik söylemleri ve bölgesel denklemlerde Türkiye’yi bir “tehdit unsuru” gibi sunma çabası, bumerang etkisi yaratarak kendi iç dinamiklerini sarsmıştır. Bir devletin algı yönetimiyle bir yere kadar güç devşirebileceği, ancak stratejik derinliği ve bin yıllık devlet geleneği olan güçlerle karşılaştığında bu kurgunun zemin kaybettiği aşikardır.
Algı Balonu ve İnsan Kaynağı Krizi
Mossad etrafında örülen efsaneler çözülürken, bu durumun İsrail içerisindeki sosyo-ekonomik ve psikolojik yansımaları da gecikmedi:
-
Tersine Beyin Göçü: Güvenlik vaadinin sarsılması, nitelikli nüfusun ve teknoloji sektörünün omurgasını oluşturan zihinlerin ülkeyi terk etme eğilimini artırdı. Türkiye korkusu İsraillileri ülke dışına kaçırtmaya başladı…Siyonistler Gazze halkını evlerinde yurtlarında ettiler Allah yanlarına bırakmadı şimdi kendileri Türk ismi ile işgal ettikleri güya vatanımız dedikleri sözüm ona ülkemiz dedikleri İsrail’i terk etmeye başladılar bile…
-
Stratejik Misyonsuzluk: Türkiye gibi bölgesel bir aktörü karşısına alma hatası, İsrail istihbaratını ve siyasi aklını içinden çıkılması zor bir meşruiyet ve güvenlik krizine sürükledi.
Bin Yıllık Devlet Aklı ve Sahadaki Gerçeklik
Mesele sadece dönemsel bir hamle ya da münferit bir operasyonel başarı değildir. Ebu Zuhur hattından Doğu Akdeniz’e, Kafkaslar’dan Orta Doğu’ya uzanan coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti’nin sergilediği tutum, kökleri tarihe dayanan bir “Devlet Aklı”nın tezahürüdür. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli tarafından temsil edilen bu stratejik kararlılık ve milli dayanışma çizgisi; dışarıdan kurgulanan karanlık operasyonları boşa çıkarmış, Türkiye’ye diz çöktürme ya da hizaya çekme planlarını tarihin çöplüğüne atmıştır.
Türk devlet aklı, sahada ve masada proaktif davranarak tuzakları kuranların başı üzerine geçirmesini bilmiştir. Coğrafyasına huzur, adalet ve denge getirmeyi temel ilke edinen bu irade, Türk milletine kefen biçmeye kalkan her odağın kendi kazdığı kuyuya düşeceğini bir kez daha kanıtlamıştır. Türkiye’nin oyun kurucu ve oyun bozucu niteliği göz önüne alındığında, karanlık odakların balonu çökmüş; gerçeğin ve köklü devlet iradesinin kendisi galip gelmiştir.
Kurda Tasma Takan Görülmedi, MİT çok defa MOSSAD’a şamarı indirip param parça etti…
Geçtiğimiz yıllar, uluslararası istihbarat arenasında ezberlerin bozulduğu, “dokunulmaz” sanılan servislerin kendi kazdıkları kuyulara düştüğü tarihi bir döneme sahne oldu. Özellikle MİT’in, MOSSAD’ın Türkiye’deki ajan ağlarına ve örtülü operasyonlarına karşı peş peşe gerçekleştirdiği operasyonlar, sadece sahada değil, küresel istihbarat literatüründe de büyük bir kırılmaya yol açtı…
Yıllarca sinema sektöründen medya organlarına kadar devasa bir propaganda çarkıyla “her yeri gören ve duyan” bir efsane gibi sunulan MOSSAD, Türkiye sahasında tam anlamıyla duvara tosIadı…
MİT’in nokta operasyonlarıyla deşifre edilen hücreler, çökertilen finans ağları ve suçüstü yakalanan ajanlar, bu algı balonunu tek bir hamlede patlattı. Kendi evinde oyun kurabileceğini sananlar, karşılarında kapalı kapılar arkasında değil, sahanın her santimetresinde hakimiyet kurmuş bir akıl buldu.
İstihbarat, yalnızca teknoloji ya da bütçe işi değildir; her şeyden önce bir gelenek, karakter ve irade meselesidir. Tarih boyunca birçok güç, elindeki imkanlarla algıları yönetmeyi başarmış olabilir. Ancak unutulan bir gerçek var: Sirk çadırlarında her türlü canlıya bir rol biçebilir, güç gösterileriyle geçici sahneler kurabilirsiniz. Ama konu kurt olunca bütün o gösteri durur. Kurda boyunduruk vurulamaz, iradesi dikta edilemez.
MİT’in ortaya koyduğu bu kararlı tutum, sadece bir güvenlik başarısı değil, Türkiye ile örtülü operasyonlar üzerinden oyun oynamaya kalkanlara verilmiş en net cevaptır. Ortadoğu’da ve küresel ölçekte kartların yeniden karıldığı bu dönemde görüldü ki; Türk’ün sahasında kurulan tuzaklar dönüp dolaşır, sahibinin başına geçer…

YORUMLAR