Programda son dönemde gündeme gelen okul saldırıları, çocukların ve gençlerin durumu, gıda denetimleri, Malatya’daki içme suyu iddiaları, Yeşilyurt’taki spor sahası ve toplumdaki değişim ele alındı.
“Bir el düğmeye mi bastı?”
Programda son dönemde okullarda yaşanan saldırıları gündeme getiren gazeteci Ali Aladağ, özellikle çocukların güvenliği konusunda ailelere ve yetkililere çağrıda bulundu.
Aladağ, okul saldırılarının son bulması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Yeniden bugün İstanbul’da yine bir okulda saldırı vardı bıçaklı saldırı. Umarız bunlar son bulur. Biz nereye gidiyoruz? Hangi yöne gidiyoruz? Bu hoş değil. En güvenli yerlerimiz bizim okullarımızdır. Evlatlarımız, geleceğimizin teminatları orada yetişiyor. Gelecekte orada yetişen çocuklar Türkiye'yi yönetecek. Bu nedir? Bu saldırılar son bulmalı. Her şey ailede başlar. Bizler, anne, baba, dede, nene olarak çocuklarımıza, hepimiz sahip çıkacağız. 15 yaşındaki çocuk gidip de 7 öğrenciyi mi, 9 öğrenciyi miydi bıçakladı? Gerçekten de hoş bir şey değil. Ülkemiz adına güzel değil.Bir hafta önce hangi arkadaşım, Necdet söylemişti, ‘Amerika'da böyle hadiseler olduğunda bizler 'Ooo! Nasıl olur? Okul en güvenli yerdi.’ Derdik. Bugün bizde de başlatıldı. Bir el bir yerde düğmeye bastı mı? Türkiye'de, terörsüz Türkiye süreci başladıktan sonra sanki bir yerlerde bir eller bir düğmeye bastı. Okullarımız, fonlar böyle aldı başını gidiyor. Fakat şunu söylüyorum: 90 milyon, ben Türkiye'yi sadece Türkiye'den ibaret olarak görmüyorum. Türk beklenendir. Somali'deki de seni bekliyor. Filistin'deki de seni bekliyor, Kafkaslar da seni bekliyor, Bosna'daki de seni bekliyor. Çünkü Türk beklenendir; adaletiyle, sevgisiyle, hoşgörüsüyle beklenendir. Bundan dolayı tekrar ben bu programda ilk bu konuya dikkat ediyorum: Anne babalar, lütfen evlatlarımıza sahip çıkalım! Okullarımızda gerekli önlemler, gerekli tedbirler alınmıştır. Bu konuda Malatya Emniyeti, Malatya Jandarması, Malatya Valisi, özellikle Seddar Yavuz bu konuda hassas. Bizler de hassasız. Sizler de hassas olun! Her şey gelir geçer. Fakat biz bu eğitim konusunda üzerimize ne düşüyorsa harfiyen yerine getirmeliyiz.”
“Programdan sonra 81 ilde düğmeye basıldı”
Programda gıda denetimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan gazeteci Remzi Hayta, daha önce Busabah TV ekranlarında gündeme getirilen gıda konusunun ardından Türkiye genelinde denetimler gerçekleştirildiğini söyledi.
Hayta, programın ardından yaşanan gelişmelere ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Evet, programımıza gösterilen ilgi gerçekten aldığımız bilgiler, aldığımız mesajlar çok güzel. Ama bu bizi şımartmayacak, aksine daha güzel, daha ciddi, daha Malatya'nın önemli konularını dile getireceğiz inşallah. Kimseye diyet borcumuz yok, Allah'a bin şükürler olsun. O yüzden alnımız da açık. Ama bazen televizyonda dil sürçmesi oluyor, hatamız oluyor, eksiğimiz oluyor. Bunları da lütfen bizi mağdur görün. Gıda konusu öyle bir program oldu ki bırak Malatya'yı, Türkiye gündemine taşıdı. Tarım ve Orman Bakanlığı 81 ilde o operasyon gerçekleştirdi gıdayla ilgili. Bizim programımızdan 5 gün sonra. Didik didik arandı. Ve kendimiz de yaptığımız programla gurur duyduk. Çünkü insan sağlığı her şeyin üzerindedir. Önce sağlık. Sağlık olmazsa dünya kadar malın da olsa, mülkün de olsa hiçbir anlam ifade etmez. Ama burada Tarım ve Orman Bakanlığımıza, bakanımıza şükranlarımı sunuyorum. Gerçekten müthiş bir operasyon gerçekleştirdi, tonlarca ürün yakaladılar. Malatya yereline gelince, maalesef bu yaşadığımız olay Malatya'da yeterince ciddiye alınmadı. Neden alınmadı? Çünkü Malatya Belediyesinin zabıtası veya ilçelerdeki zabıta ekipleri belli bir rutin yerlere gidiyorlar. Ayda bir böyle bülten atarlar; fırın denetledik, şunu denetle- Yok fırın bilmem neye yarar, gıdalara bakacak, marketlere gidecekler. Bence daha sıkı, daha heyecanlı, özellikle mesela bir yerde bir ürün satılıyor. Ya gözünün önünde geçiyor, adam durdurup da ‘Bu ürünü nereden aldın? Ne getirdin?’ O üründe insan bir numune alır değil mi? Zabıtanın görevi bu. Yani orada adam açıkta satıyor. Ya tamam da nereden getirdin sen bu ürünü? Bu ürün neyin nesi? Adam yazmış: Fıstık 50 lira, Fıstık 30 lira, markette 300 lira. O 50 lira diyor. Malatya'da ne eksiklik var biliyor musun? Denetim eksikliği var. İşte rahatsız olsak sudan biliyoruz. Ya arkadaş, bu memlekette, bu ülkede, bu şehirde bir Halk Sağlığı var. Ya haftalık numunelerle ilgili paylaşım yapın ya! Basına bilgi verin, deyin ki: ‘Malatya suyunda bir sıkıntı yok.’ ”
“17 tane artezyen suyu şebekeye bağlandı” iddiası
Remzi Hayta, programda Malatya'nın içme suyuna ilişkin de dikkat çeken bir iddiayı gündeme getirdi. Hayta, kentte 17 artezyenin içme suyu şebekesine bağlandığının iddia edildiğini belirterek denetim çağrısı yaptı.
Hayta, şu ifadeleri kullandı:
“Malatya’da 17 tane artezyen vurulmuş. Onlar şebeke suyuna aktığı iddia ediliyor. Bu ne kadar doğru? Yani bizde denetimde büyük sıkıntı var. Ya yukarıdaki değerli başkanlar veya genel sekreterler veya başkan yardımcıları, ya arkadaş, başkan her şeyi bilemez. Ya sizler el atın ya! Sizler uğraşın, sizler mücadele edin. Bu şehir hepimizin. Sen oradan maaş alıyorsun ya, maaş. Çoluğunu çocuğunu geçindiriyorsun ya. O maaşı helal edin!”
“Yeşilyurt Belediyesine haksızlık ettik”
Programda geçen hafta ele alınan yeşil saha konusuna da değinen Hayta, Yeşilyurt Belediyesi'ne haksızlık yapıldığını ifade etti.
Hayta, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Yeşilyurt Belediyesine haksızlık ettik. Çünkü ben güreş festivaline gittim. Güreş festivali Aksa’nın Camii değil, Aksa'nın yanında bir güzel bir park var, geniş. Çim muhteşem! Yani öyle bir çim saha ben herhalde bu bölgede daha görmedim, muhteşem. Sordum ‘Yeşilyurt'ta niye yapmadınız?’ diye. Yeşilyurt'taki o sahanın ödeneği Spor Toto Teşkilatından geliyormuş. O teşkilat ödeneği daha henüz gelmemiş. Gelmeyince orada ilgili çalışma yapılmamış. Yani saha bozuk, tribünler yapılacak, şunlar yapılacak, bunlar yapılacak. Deprem, biliyorsun, oralarda çok evler yıkıldı. O yüzden. Çok da güzel bir güreş festivali oldu. Başkana da oradan teşekkür ediyorum.”
“Mutsuz bir gençlik var”
Okullarda yaşanan şiddetin nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Remzi Hayta, ailelerin çocuk yetiştirme biçiminin önemine dikkat çekti. Hayta, gençlerin sahip oldukları imkanlara rağmen mutsuz olduğunu savunarak şu ifadeleri kullandı:
“Okullardaki şiddet ne kadar tedbir alırsanız alın, ne kadar ederseniz olun, aile terbiyesi önemli. Mutsuz bir gençlik var, mutsuz bir toplum var niye biliyor musun? Gençler her imkana sahipler. Her şeyi buluyorlar anında. Baba diyor, ‘Bu cep telefonum eskidi, yenisini al.’ ‘Hay hay kızım, hemen.’ Gidiyor, borç harç ediyor, onu alıyor. Demiyor ‘Ya onunla idare et.’ Yani bir dediği iki olmuyor. Yani çocuklar için ‘Aman çocuğum üzülmesin, aman çocuğum mahrum olmasın.’ Çocuğa ‘yok’ kelimesi kullanılmadı şimdiye kadar. Kullanılmıyor ya! ‘Yok’ kelimesi yok öyle bir şey. Ya eskiden biz vallahi billahi yerde mavi boncuk bulsak o gün keyifliydik ‘Ya boncuk bulduk’ diye. Onun mutluluğunu yaşıyorduk ya, boncuk boncuk! Hele bilye bulduk mu havalara zıplıyorduk! Şimdi gençlik mutsuz. Gençliğin her imkanı elinde. Cep telefonu zaten başlı başına bir sorun, sosyal medya. Televizyondaki şiddet filmleri keza öylece. Anne baba zaten kendileri sosyal medyadan çıkmıyor, çocuklar ne yapsın?”
“Toplumsal çürüme içerisindeyiz”
Programın moderatörü gazeteci Necdet Akboğa da toplumdaki değişim ve aile yapısı üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Akboğa, yaşanan sorunların yalnızca dış etkenlerle açıklanamayacağını belirterek toplumsal yapı ve aile kavramına dikkat çekti.
Akboğa şöyle konuştu:
“Yine klasik yurdum insanı bağladı dış güçlere, dış güçlere bağladı her şeyi. Mesele ne biliyor musun abi? Yıllar önce elektrik yoktu, ismini buradan zikretmeyeyim ama çok iyi bir aile, siz de tanırsınız Çöşnük'te. Hepsi okumuş. Bakın, ailenin tamamı okumuş. Üniversite mezunu belki 10 kardeş vardılar. Böyle çocukken gidiyorduk, elektrik yoktu. Gaz lambası ortadaydı böyle. O gaz lambasının etrafında hepsi dizilip dersini çalışırdı. Anneleri Zahide Abla, Allah rahmet etsin Türkçe bilmiyordu, okur-yazarlığı yoktu. İbadet edercesine namazdaymış gibi hissedersin. O çocukların arasına girerdi. İki saat ders çalışırken anne onların başında böyle dersin ki namazda. O ciddiyetle bir ona bakardı. O annenin çocukları o gaz lambasının ortasında ders çalışırlardı. Şimdi birisi Elazığ'da Fırat Üniversitesi'nde öğretim görevlisi, birisi bilmem ne profesör, birisi bilmem ne... Şimdi mesele ne biliyor musun? Mesele çekirdek, mesele o kavramı yerine koymak. Mesele çocuklarda değil. Mesele ailenin bir bütününde toplumsal çürümede. Toplumsal bir çürüme içindeyiz.”
“Sen böyle yaparsan çocuk katliam yapar”
Programın son bölümünde Umut Bozkurtoğlu da İstanbul’da bir okulda yaşanan olay üzerinden sosyal medyanın ve ailelerin çocuklarla kurduğu ilişkinin tartışılması gerektiğini söyledi.
Bozkurtoğlu, çocukların okul hayatına dönmesi üzerinden yapılan sosyal medya paylaşımlarına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Sosyal medyada okul açıldığında anne babanın keyfi diye çok videolar yayınlandı. Anne, baba çocuğunu ya servise bindiriyor ya evden çıkarıyorlar, başlıyorlar oynamaya: 'Çocuklardan kurtulduk.' Kurtulduk! Mizah olarak yapılıyor ama belki tıklanma, seyredilme uğruna bunlar yapılıyor ama onun altında bir gerçek var ki; biz çocuklarımızı evden çıkardıktan sonra bayram ediyoruz. Yani 'Aman üzerimden bir külfet gitti, okullar da açıldı, gitsin ne yapıyorsa yapsın.' İşte bunu yaparsan, sosyal medyada böyle başlarsan, 15 yaşındaki kız çocuğu okul basar, 15 yaşındaki kız çocuğu katliam yapar. Kimin sözüydü? Pavlo'nun sözü müydü? 'Çok dininiz olabilir...' Yani bunu çok dinli toplumlara söylüyor: 'Çok dininiz olabilir ama ahlakınız olmadıktan sonra hiçbir anlam ifade etmiyor.' Yani Yahudiler için, Hristiyanlar için, Mecusiler için, Müslümanlar için diyor ki: 'Çok dininiz olabilir, herkes de dinine çok sadık olabilir ama ahlakınız yoksa o dinin hiçbir anlamı yok.' İşte bugün de maalesef ve üzülerek beyan ediyorum, hatta ben bazen şöyle bir ifade veririm, Cahiliye Dönemi'nde bile bu kadar ahlaksızlık yoktu. Bak Peygamberimiz gelmeden önceki Cahiliye Dönemi... İşte biliyorsunuz İslam tarihinde her tarafta geçer bunlar. 'İşte Cahiliye Dönemi'ndeyken şöyleydi, şu böyleydi, bu böyleydi, böyleydi' diye kız çocukların işte Hazreti Ömer diri diri toprağa gömerken hidayete eriyor, sonra onda işte adalet timsali Hazreti Ömer doğuyor diyor. Doğrudur kesinlikle. Şimdi biz kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömmüyor muyuz?”

YORUMLAR