Malatyalı Avukat Hanfifi Kartal'ın 13 maddalik itidal çağrısı aynen şöyle :

"İTİDAL ÇAĞIRISI 

17 Aralık 2013 tarihinde başlatılan operasyonların kamu oyunun önemli bir kesiminde aşırı tepkilere yol açtığını ve belli kesimlerin takım taraftarlığı fanatizmi ile olayları değerlendirdiği görülmektedir. Şu hususlar gözden uzak tutulmamalıdır. 

1)Beraet-i zimmet asıldır. (mecelle). Yani suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar hiç kimseye suçlu muamelesi yapılamaz. Masumiyet karinesi esastır. Gerek evrensel hukuk kuralları ve A.İ.H.M içtihatları gerekse iç hukukumuz bu ilkeye saygılı olmayı gerektirir. Ancak masumiyet karinesi, sadece bu operasyona adı karışanlar için değil; Ergenekon, Balyoz ve sair darbe teşebbüsü iddialarına adı karışanlar da dahil olmak üzere herkes için hatırlanmalıdır. 

2)Bir suç ihbarının kim tarafından yapıldığının önemi yoktur. Suçu haber alan adli makamlar ve güvenlik güçlerinin resen harekete geçmesi, yasal bir zorunluluktur. Bu bağlamda maddi bulguları değerlendirmek yerine komplo teorilerine itibar etmenin hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Olayı hukuki zeminin dışına çıkarmamın mantığı yoktur. 

3)İktidar kanadına mensup bazı isimlerin (MÜEZZİNOĞLU, ŞİMŞEK VE GÜNAY), her türlü yolsuzluk iddiasının sonuna kadar araştırılması yönündeki beyan ve tutumları takdire şayan ve güven vericidir. 

4)Darbe iddialarını soruştururken alkışlanan savcıların yolsuzluk iddialarını soruştururken itham edilmesi tutarsızlıktır. 

5)Adli kolluk yönetmenliğinde yapılan değişiklik, Anayasada ifadesini bulan hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesine, yargı bağımsızlığına, evrensel hukuk kaidelerine ve emredici usul hükümlerine ve normlar hiyerarşisine aykırıdır. Bu değişikliğin yargıdan döneceği muhakkaktır. Bu değişiklik ve emniyetteki görevden almalar, Yargıya müdahaledir. 

6)Adli kolluk teşkilatının bir an önce kurulması hayati bir önem arz etmektedir.

7)Uluslar arası sözleşmelere bağlılık esastır. Devletin ve ülkenin menfaati gibi gerekçeler bahane edilerek uluslar arası sözleşmeler ihlal edilemez. Türkiye’nin itibarı, taraf olduğu uluslar arası sözleşmelere uymakla artırılabilir. Aksi tutum ve davranışların Türkiye’yi zora sokacağı ve Türkiye’ye itibar kaybettireceği açıktır. 

8)Anayasa değişiklerini esastan inceleme yetkisi olmadığı halde üniversitelerde kılık kıyafet mağduriyetine son veren Anayasa değişikliğini esastan inceleyen ve iptal eden, 367 garabetine onay veren Anayasa Mahkemesi kararlarını haklı olarak eleştiren muhafazakar kalemlerin ve basının, bugün tanık olduğumuz yargıya müdahale girişimleri karşısında sessiz kalmaları ve hatta bu müdahaleleri savunur pozisyonda olmaları kabil-i izah değildir. Çifte standartlı tutumlar, insani değerlerle örtüşmediği gibi doğru itikatla da bağdaşmaz. 

9)Yemek yiyen polise gösterilen tepkinin aşırı güç kullananlardan esirgenmesi anlaşılabilir değildir. 

10)Belirli kesimlere ve gruplara yönelik olarak ortaya atılan devlete sızma iddiaları, devlet adamlarına yakışan iddialar değildir. Bu üslup, ayrımcılığın ifadesidir. Türkiye Cumhuriyetinin her vatandaşı, yasal şartları yerine getirmek kaydıyla devletin her makamında görev alma hakkına sahiptir. Eşit yurttaşlık hakkı bunu gerektirir. “Sızma” kavramı savaş halindeki iki ülkeden birinin diğerinin yasak alanlarına girmeyi çağrıştırır. Bu sebeple devlete sızma kavramı hiçbir siyasi, dini, etnik ve sair kesime karşı kullanılamaz.

11)Ülkeye belli alanlarda büyük hizmetler yapmış olmak, hiçbir hükümete yargıya müdahale hakkı vermez. 

12)Basına yönelik kısıtlayıcı uygulamalar, demokrasi ile bağdaşmaz. Basına yönelik en küçük kısıtlamalar dahi tek parti dönemlerindeki takrir-i sükun uygulamalarını hatırlatması bakımından ürkütücüdür. 

13)Yargıdaki aksaklıklar eleştirilecekse öncelikle darbe teşebbüsünden yargılananlar hala tutuklu iken 28 Şubat sürecinde teşebbüs aşamasını geçip darbeyi tamamlayan ve 1000 yıl süreceğini söyleyenler, açıktan demokrasiye balans ayarı yaptıklarını itiraf edenler ve dönemin başbakanına ağza alınmayacak galiz küfürlerle hakaret edenlerden bir tek tutuklu kalmazken İlken BAŞBUĞ, Engin ALAN gibi darbeye teşebbüsle suçlananların niçin hala tutuklu kaldıkları sorgulanmalıdır. "

YORUMLAR