Bu Dünyadan Bir Oral Çelik Geçti… Güle Güle Reis…”Sır”…

Ali Aladağ…:Malatya Olay Haber…: Zaman denilen o insafsız nehir, önüne kattığı günleri, yılları ve anıları sessizce sürükleyip götürüyor. Yıllar su gibi akıp giderken, ardından bırakılan ayak izleri ve biriktirilen yaşanmışlıklar kalıyor hafızalarda. Bugün içimden bir parça kopup gitti; bu dünyadan bir Oral Çelik geçti.

Bu Dünyadan Bir Oral Çelik Geçti... Güle Güle Reis..."Sır"... 1

Nasıl anlatılır ki çocukluktan başlayan bir dostluk? Hangi cümleye sığdırılır o sokaklarda, mahalle aralarında, tozlu caddelerde geçen yıllar? Hangisini yazalım, nereden başlayalım? Bizim çocukluğumuz, gençliğimiz, büyüdüğümüz ve olgunlaştığımız o yıllar; omuz omuza, aynı havayı soluyarak geçti. Hayatın her türlü yüküne, fırtınasına ve mücadelesine birlikte göğüs gerdik.

Bizim aramızdaki hukuk, kelimelerin çok ötesindeydi. Ben ona her zaman “Reis” derdim, o ise bana “Başkan”. Ne zaman derin bir konunun ortasında kalsak, ne zaman hayatın yükü ağırlaşsa, o bakışlarındaki o tanıdık ciddiyetle gözlerime bakar ve tek bir kelime söylerdi: “Sır…”

Ben de hiç tereddüt etmeden tek bir yanıt verirdim: “Tamam Reis…”

O “Sır” dedi mi akan sular dururdu. Verilen sözler namustu, tutulan ketumiyet kardeşlikti. Biz o sırlarla geldik bu dünyaya, yine o sırlarımızla birer birer gidiyoruz. Herkesin bir hikâyesi vardır bu alemde; ama bazı insanların duruşu, yaşanmışlığı ve bıraktığı iz derin çentikler atar hafızalara. Oral Reis de bu alemden iz bırakarak, kendi duruşuyla göçüp gitti.

Şimdi geriye dönüp bakınca, o sokaklarda yankılanan çocukluk seslerimiz, delikanlılık yıllarımızın heyecanı ve yılların biriktirdiği o köklü dostluk bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden. Zaman bizi ne kadar farklı yerlere savurmuş olursa olsun, o ortak mazinin ve kardeşliğin sıcaklığı hiç eksilmedi.

Sözün bittiği, kelimelerin boğazda düğümlendiği yerdeyiz. Sen görevini tamamladın, bu fani dünyadaki nöbetini bitirdin Reis. Sırlarımız da, yaşanmışlıklarımız da, o eski sokakların hafızası da bizlerle yaşamaya devam edecek.

Mekânın cennet, ruhun şad olsun Oral Reis. Güle güle , Reis…

Bizim dünyamız da sevdamız da çizilmiştir o dik duruşun gölgesinde…

Gayrı ne tufan korkutur bu sineyi, ne de hesap bozar bu adanmışlığı. “Mevzu vatansa gerisi teferruattır” diyerek çıktığımız bu yolda, değil kahpe rüzgar, kasırgalar kopsa kılımız kıpırdamaz.

Yalın kılıç, tek yürek, ecdadın izinde… Kahpe feleğe de, puslu havaya da söylenecek tek söz var: Var olsun devlet, yaşasın millet!

Eyvallah reis… Bir vedanın, bir duruşun ardında bırakılan derin bir ayak izidir anlatılan. Malatya’nın bağrından kopan o stat çığlığında, haksız yere kalkan bir bayrağın acısında bile eğilmeyen başların hikâyesi bu.

Bugün gibi hatırlıyorum…Soğuk ve ayazda tek bir cümle yetti o geceyi tarihe kazımaya: “Vatana sevda, can feda!”

Fotoğraf karelerine girmeyen o isimsiz kahramanlar var ya… İşte bu hikâye en çok onların. Parayla, pulla, şanla şöhretle ölçülemeyecek bir sadakatin, “bitti” denilen yerden yeniden başlayan o amansız direnişin hikâyesi.

Ama kalpten dökülen o dik duruş, o omuz omuza vermişlik asla silinmez. Şimdi nereye baksa o günlerin delikanlı hatırasını görenlere, arma uğruna, memleket uğruna karşılıksız seven o gizli sevdalılara selam olsun…

Surda bir gedik açtık.
Mukaddes mi mukaddes.
Ey kahpe rüzgâr, artık
Ne yandan esersen es!”

Giden gitmiştir belki ama arkasında bıraktığı o iz, kulaklarımızdaki o çınlama hiç bitmeyecek. Dostluğumuza, maziye ve o güzel günlere hürmetle… Selam olsun o dik duran yüreklere Reis…“Mekânı uçmağ olsun” “Uçmağı barmak bolsun”

Exit mobile version