Aslında mesele, insanın hayata bakış açısıyla doğrudan ilgilidir. Çünkü kalite ve lüks, yalnızca maddi bir tercih değil; aynı zamanda bir yaşam felsefesidir. Kaliteli bir evde yaşamak, sağlam bir arabaya binmek, estetik bir kıyafeti taşımak yahut nitelikli bir hizmet almak, insanın hem kendine verdiği değerin hem de yaşamdan beklentisinin göstergesidir. Elbette bu noktada fiyata takılmak bir hata olur. Zira her lüks dokunuş, her kaliteli emek ve işçilik, doğası gereği bir bedel ister.
Ancak burada ince bir çizgi vardır: Kendini kazıklatmamak.
Lüks ve kalitenin gerçek karşılığı ile yapay olarak şişirilmiş etiket fiyatlarını ayırt edebilmek, tüketim kültürünün en önemli becerisidir. Nitekim aynı kumaştan dikilmiş bir elbise, markanın gölgesinde 5 bin liraya da, 20 bin liraya da satılabilir. Bu noktada aklın rehberliği devreye girer. Gösteriş uğruna sıradan bir ürüne astronomik bedeller ödemek, lüksü yaşamak değil; bilinçsiz bir tüketim tuzağına düşmektir.
Bugünün insanına düşen görev;
-
Ucuzun cazibesine kapılıp kalitesiz malzeme ile ömrünü ziyan etmemek,
-
Gösterişe aldanıp boş yere cebini deldirmemektir.
Çünkü gerçek kalite, ürün ya da hizmetin uzun vadede insana huzur, güven ve konfor sunmasıdır. Gerçek lüks ise, fiyata takılmadan ihtiyacını karşılayabilmek, ama aynı zamanda ödediğinin hakkını da alabilmektir.
Sonuçta, kalite ve lüks tüketim, yalnızca ekonomik bir tercih değil; kültürel bir olgunluk, estetik bir bakış açısı ve bilinçli bir yaşam pratiğidir. Dengeyi kurabilen insan, hem yaşamın güzelliklerinden faydalanır hem de maddi kaygılara hapsolmadan özgürleşir.

Bu aralar fiyat performans takılıyoruz uğur bey