Son günlerde çevremde en sık duyduğum cümleler birbirine çok benziyor:
“Çok yorgunum…”
“Hiçbir şey yapmak içimden gelmiyor.”
“Eskiden zevk aldığım hiçbir şey artık bana iyi gelmiyor.”
İlginç olan ise bu cümleleri kuran insanların büyük çoğunluğunun fiziksel olarak ağır bir yaşam sürmüyor oluşu. Gün sonunda bedenleri değil, zihinleri tükenmiş oluyor.
Sanırım çağımızın en büyük salgınlarından biri, fark edilmeden yayılan zihinsel yorgunluk.
Artık bedenimizden çok zihnimiz çalışıyor. Üstelik hiç durmadan…
Yapılması gereken işler, bitmeyen sorumluluklar, sosyal medyada maruz kaldığımız yüzlerce görüntü, diziler, haberler, reklâmlar, kıyaslamalar, gelecek kaygısı, ekonomik endişeler…
Bütün bunlar zihnimizin arka planında durmaksızın çalışan görünmez bir yazılım gibi enerji tüketiyor.
Bir ses sürekli konuşuyor:
“Daha başarılı olmalısın.”
“Daha çok kazanmalısın.”
“Daha iyi görünmelisin.”
“Daha fazlasını yapmalısın.”
Zihin hiç susmuyor.
Bir yandan geçmişin pişmanlıklarını tekrar tekrar yaşıyor, diğer yandan henüz gelmemiş geleceğin senaryolarını yazıyor.
Ve biz, belki de en kıymetli şeyi kaçırıyoruz: Şu anı.
Bedenimiz burada…
Ama zihnimiz çoktan başka bir yere gitmiş durumda.
İşte bu yüzden çoğu zaman bedenimizle zihnimiz aynı yerde yaşamıyor. Ruhumuz ise ikisinin arasında sessizce bekliyor.
İnsan, en çok da parçalandığında yorulur.
Oysa gerçek dinlenmek yalnızca uyumak değildir. Bazen insan sekiz saat uyur ama yine de yorgun uyanır. Çünkü dinlenmesi gereken beden değil, zihindir.
Zihin de ancak sustuğunda dinlenebilir.
Zihin-beden bütünlüğünü yeniden kurmanın elbette birçok yolu var. Kimine doğa iyi gelir, kimine yürüyüş, kimine dua, meditasyon, sanat ya da sessizlik… Her insanın yolu kendine özgüdür.
Ben ise son zamanlarda kendime iyi gelen çok sade bir şey keşfettim:
Durmak.
Sadece durmak…
Telefonu bir kenara bırakmak.
Hiçbir şey üretmeye çalışmadan, hiçbir yere yetişmeden, hiçbir ekranın içine bakmadan…
Yalnızca kendinle aynı odada kalabilmek.
Ve mümkün olduğunca zihni de durdurmaya çalışmak.
İlk başta kolay olmuyor. Hatta çoğu kişiye anlamsız gelebilir. Çünkü durmaya değil, sürekli meşgul olmaya alıştık.
Oysa insan bazen en büyük iyileşmeyi hiçbir şey yapmadığı anlarda yaşar.
Belki de ruhumuzun bize yetişebilmesi için biraz yavaşlamamız gerekiyordur.
Çünkü ruh acele etmez.
Doğa acele etmez.
Hakikat acele etmez.
Belki de bütün mesele, zihnimizin gürültüsünü biraz olsun susturup yeniden kendimizi duyabilmektir…
Durmak, kendinle.. Daha güçlü bir eylem, yok..


YORUMLAR