Google’da haber kaynağınız olarak ekleyin
Mustafa Kemal ölünce İnönü Cumhurbaşkanı oldu. Mustafa Kemal’in izini her yerden silmeye kararlıydı. Bürokraside, siyasette, matbuatta yandaşları tek tek tırpanladı. Paradan Mustafa Kemal’in resimlerini çıkarıp kendi resimlerini koydurttu. Devlet dairelerinde artık sadece onun portresi vardı. Ankara’da bazı yerlerde Mustafa Kemal büstlerini bile kaldırttı.
Malatya Valisi Ahmet Kınık, zamanın ruhuna uygun olarak hemşerileri İnönü adına bir heykel yaptırmak istedi. Cihan harbi yeni bitmişti, devletin kasası tamtakırdı, millet yoksulluktan kırılıyordu. Ancak heykel havadan, sudan, ekmekten daha elzemdi. Malatyalılardan heykel için zorla para toplandı. Homurtular artıp sokağa taşınca, tehdit mahiyetinde bir açıklama yapıldı: Bir değil iki heykel yapılacaktı; sadece İnönü’nün değil, Mustafa Kemal’in de heykeli dikilecekti. Demokrasinin ilk günleriydi ama pabuç da hala pahalıydı, Malatyalı boynunu bükmek zorunda kaldı.
Hitler dönemi Berlin’inde heykel sanatı eğitimi görmüş Hakkı Atamulu ile Nijat Sirel Malatya’da iki heykeli 1946 yılında bitirdiler. Malatya’nın merkezine İnönü heykeli yapılmıştı. Diğer heykel ise adeta Mustafa Kemal’i tahkir etmek için inşa edilmişti. Heykel, o gün için şehrin kıyısına yapılmıştı; dahası, Mustafa Kemal’in yanında, güya Türk gencini temsil eden, anadan tamamen üryan bir ucube vardı. Açılış töreni sırasında heykelin üzerindeki örtü kaldırılınca, Valinin karısı bile tepki göstermiş, alanı terk etmişti.
Malatya’daki heykel, sanattan, estetikten, ölçüden ve edepten tamamen yoksundu. Çocukların eline çamur verseler mutlaka daha iyisini yaparlardı. İki heykeltıraş (!) için kanun çıkarılsa, kalan ömürlerinde heykel yapmaları hatta sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmeleri yasaklansa yeriydi ama her ikisine de yoksul Malatya halkının paraları ödül olarak verilmişti. Heykel, Berlin’in, Roma’nın heykellerinin çok çok ucuz bir taklidiydi. Anlamsızdı. Hiçbir mesaj taşımıyordu. Çirkindi. Her şeyden öte, Türkiye’nin en dindar şehri, sahabeler yurdu, Battal Gazi’nin memleketi Malatya’da heykel bir edepsizlik abidesi olarak yükselmişti. Neyse ki Malatyalı gençler gizlice heykelin en üryan kısmını kırmışlardı da oraya bir yaprak monte edilmiş, küçük bir parça da olsa heykel örtünmüştü ama kalan kısmıyla bakan gözleri kanatmayı sürdürüyordu.
Malatya’daki ucube heykel tam 80 yıldır tartışma konusu. Aslında bu tartışma Türkiye siyasetinin de özeti: Bir taraf, “ya hu bakın kral çıplak! Burada bir edepsizlik var, bir yanlışlık var. Bu sanat değil. Bu ucube Malatya’ya yakışmıyor. Kaldırın bunu” diyor; diğer taraf hemen gardını alıyor, “siz heykele değil Mustafa Kemal’e karşısınız. Sanattan ne anlarsınız. Gericiler. Yobazlar” deyip çirkinliğin etrafına etten duvar örüyorlar.
Malatya’daki heykel yıkılmasın; yıkılmasın ki, gelecek nesiller Türkiye’nin karanlık bir dönemini, rejimini, siyasetini, sanatını, güncel tartışmalarını o heykel üzerinden kahkahalar atarak “yok artık, bu kadar da değildir canım” şaşkınlığıyla okuyabilsinler.

