Saadet Partisi İl Başkanı Avukat Hamza Paşahan “Bugün, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü vesilesiyle, ülkemizin en ağır ve giderek büyüyen sorunlarından birini konuşmak üzere bir araya geldik.” İfadelerini kullanıp yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi.
“Türkiye, uzun yıllar uyuşturucu ticaretinde yalnızca bir geçiş güzergâhı olarak tanımlanmıştır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo çok daha ağırdır. Ülkemiz artık sadece uyuşturucunun geçtiği bir coğrafya olmaktan çıkmış; uyuşturucunun dağıtıldığı, pazarlandığı ve kullanımının giderek yaygınlaştığı bir ülke hâline gelmiştir.
Bugün;
- Sokaklarımız güvenli değildir.
- Parklarımız güvenli değildir.
- Okullarımız güvenli değildir.
- Mahallelerimiz güvenli değildir.
- Şehirlerimiz ve ülkemiz güvenli değildir.
Saadet Partisi olarak bugün milletimize açık ve somut bir taahhütte bulunuyoruz:
Genel Başkanımız Sayın Mahmut Arıkan’ın liderliğinde, Saadet Partisi iktidarında Bağımlılıkla Mücadele Bakanlığını kuracağız.
Bu bakanlık çatısı altında uyuşturucu ve uyarıcı madde bağımlılığı başta olmak üzere alkol, tütün, kumar ve dijital bağımlılıklarla topyekûn mücadele edeceğiz.
Özellikle uyuşturucu ve madde bağımlılığı artık kırmızı alarm vermektedir. Bu sorun bir beka sorunudur. Çünkü burada yalnızca bireyin sağlığını değil, genç nüfusumuzu, aile yapımızı, toplumsal güvenliği ve ülkemizin geleceğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Bu mücadelenin bir tarafında uluslararası uyuşturucu baronları, kara para ağları ve sokak çeteleri; diğer tarafta evladını hayatta tutmaya çalışan anneler, çocuğunu bu bataklıktan kurtarmak için kendisini siper eden babalar vardır.
Bugün uyuşturucu büyükşehirlerin arka sokaklarından çıkmış; ilçelere, kasabalara ve köylere kadar inmiştir. İş yerlerine, okul çevrelerine, arkadaş gruplarına ve çocuklarımızın cep telefonlarına kadar ulaşmıştır. Ailelerden, eğitimcilerden ve sahada görev yapan uzmanlardan gelen bilgiler, uyuşturucu tehdidinin çocuklarımızın yaş grubuna kadar indiğini ve ilkokul çağındaki çocukların çevresine kadar yaklaştığını göstermektedir.
Bu tablo karşısında susmak, beklemek ve birkaç operasyon görüntüsüyle yetinmek mümkün değildir.
İktidar yakalanan tonlarca uyuşturucuyu anlatmaktadır; millet ise kurtarılamayan evlatlarını sormaktadır.
RAKAMLAR BİR İSTATİSTİK DEĞİL, BİR MİLLETİN FERYADIDIR
Bugün, uyuşturucu ekonomisi artık yalnızca sokaktaki satıcılardan ibaret değildir. Savaşlardan, yoksulluktan, göçten, toplumsal çözülmeden, umursamaz yönetimlerden ve dijital ağlardan beslenen küresel bir sömürü mekanizmasına dönüşmüştür.
Türkiye’deki resmî veriler de tehdidin özellikle gençlerimizi hedef aldığını göstermektedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün NARKOLOG 2025 araştırmasına göre uyuşturucuya başlayanların yüzde 67,6’sı 15-24 yaş grubundadır.
Daha da çarpıcı olan şudur:
Uyuşturucu ilk kez yüzde 80,7 oranında arkadaş, arkadaş çevresi veya yakın çevreden temin edilmektedir.
Yani, zehir tacirleri çocuklarımıza çoğu zaman yabancı bir yüzle değil, arkadaşlık görüntüsüyle yaklaşmaktadır. Önce merak uyandırılmakta, ardından “Bir kereden bir şey olmaz” denilmekte ve gençlerimiz adım adım bağımlılık zincirine sürüklenmektedir.
Aynı araştırmaya göre, aileler çocuklarının madde kullandığını ortalama 17 ay sonra öğrenebilmektedir. Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca bir genç, aynı evin içinde sessizce uçuruma sürüklenebilmekte; anne ve baba tehlikeyi ancak okul, sağlık, davranış veya adli sorunlar ağırlaştığında fark edebilmektedir.
Bu oranlar kuru bir istatistik değildir.
Bu rakamın arkasında parçalanan yuvalar, satılan ev eşyaları, büyüyen borçlar, şiddet, korku ve çaresizlik vardır.
Babalar uyuşturucu bataklığına sürüklenen evlatlarını kurtarmak için kendilerini siper etmekte; anneler geceleri kapı önlerinde ve hastane koridorlarında çocuklarından gelecek iyi bir haberi beklemektedir. Kardeşler evin içinde yaşanan korkunun ve güvensizliğin yükünü taşımaktadır. Aileler yalnızca ekonomik olarak değil; ruhen, bedenen ve sosyal olarak da tükenmektedir.
Bunlar yalnızca operasyon görüntüleri ve yakalama rakamlarıyla geçiştirilebilecek gerçekler değildir.
Bunlar bir milletin alarm zilleridir.
OPERASYON YAPMAK YETMEZ, BU DÜZENİN KÖKÜNE İNMEK GEREKİR
Her gün yakalanan miktarlar büyüdükçe şu soruların da cevabı verilmelidir:
- Bu zehirler nerede üretilmekte, hangi güzergâhlardan ülkemize girmektedir?
- Uyuşturucu gelirleri hangi yapılar üzerinden aklanmaktadır?
- Sokaktaki satıcının arkasındaki baronlara, finansörlere ve koruma ilişkilerine neden yeterince ulaşılamamaktadır?
Sokaktaki satıcıyı yakalayıp barona ulaşmayan, uyuşturucuyu ele geçirip parasını izlemeyen, bağımlı genci tedavi edip ailesini desteklemeyen bir sistem başarılı sayılamaz.
Bugün uyuşturucuyla mücadele; İçişleri, Sağlık, Millî Eğitim, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, Gençlik ve Spor ile Hazine ve Maliye Bakanlıklarının görev alanlarına dağılmış durumdadır.
Ancak bütün bu çalışmaların sonuçlarını tek merkezden izleyen, bütçe ve hedefleri koordine eden, kamuoyuna doğrudan hesap veren güçlü bir siyasi ve idari merkez bulunmamaktadır. Bu nedenle mücadele çoğu zaman parçalı, tepkisel ve olay meydana geldikten sonra harekete geçen bir yapıda kalmaktadır.
Saadet Partisi olarak açıkça söylüyoruz!
Bağımlılıkla Mücadele Bakanlığı kurulmadan bu sorunun çözülme ihtimali yoktur.
Bizim buradaki amacımız dağınık birimleri, bütçeyi, veriyi ve sorumluluğu tek bir siyasi ve idari merkez altında yeniden yapılandırmaktır.
Kuracağımız bakanlıkla; önleme ve erken uyarı, uyuşturucu arzı ve suç finansmanıyla mücadele, yaygın ve erişilebilir tedavi, rehabilitasyon, aile desteği ve tedavi sonrası topluma yeniden kazandırma çalışmalarını tek merkezden yürüteceğiz.
Ayrıca her yıl il ve ilçe düzeyinde Bağımlılıkla Mücadele Karnesi yayımlayacağız. Validen müftüye, jandarma komutanından polis müdürüne, milli eğitim müdüründen sosyal hizmetlere kadar bütün yetkililerin performansını bu karneye göre değerlendireceğiz.
Biz Millî Görüş hareketi olarak yarım asrı aşkın süredir “Önce Ahlak ve Maneviyat” diyoruz.
“ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT” BİR SLOGAN DEĞİL, KORUYUCU DEVLET ANLAYIŞIDIR
Bu söz, bağımlı hâle gelmiş bir genci suçlamak veya onu maneviyatsız ilan etmek değildir.
Önce Ahlak ve Maneviyat demek; inancımız doğrultusunda hiçbir çocuğu sevgisiz, hiçbir genci amaçsız, hiçbir aileyi desteksiz ve hiçbir mahalleyi sahipsiz bırakmamak demektir.
Bu anlayış; çocuğa doğruyla yanlışı öğretecek nitelikli bir eğitim sistemi kurmak, gence aidiyet ve sorumluluk kazandırmak, aileyi ekonomik ve sosyal olarak güçlendirmek ve her gencin spor, sanat, bilim ve kültür imkânlarına ulaşmasını sağlamak demektir.
Bu anlayış; gençlerimize çalışabilecekleri bir iş, kurabilecekleri bir yuva, güvenebilecekleri bir toplum ve uğruna emek verecekleri büyük bir ideal sunmak demektir.
HİÇBİR EVLADIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ
Uyuşturucuya sürüklenen gençlerimiz kayıp değildir. Onlar bizim evlatlarımızdır.
Aileleri suçlamayacak, yalnız bırakmayacak ve yaşadıkları dramı gizlemek zorunda bırakmayacağız. Bağımlılığın utanılacak bir aile sırrı değil; uzman desteğiyle mücadele edilmesi gereken ciddi bir sağlık ve toplum sorunu olduğunu anlatacağız.
Satıcıyla kullanıcıyı, baronla bağımlı genci aynı kefeye koymayacağız.
Uyuşturucunun köylere kadar inmesine, çocuklarımızın çevresine kadar yaklaşmasına ve ailelerimizin gözlerimizin önünde dağılmasına seyirci kalmayacağız.
Uyuşturucu baronlarına karşı sert ve kararlı, bağımlı gençlerimize ve ailelerine karşı şefkatli bir devlet düzeni kuracağız.
Bugün milletvekillerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisinde, teşkilatlarımız ise 81 ilde eş zamanlı açıklamalarla uyuşturucuya ve her tür bağımlılığa karşı millî seferberlik çağrısında bulunmaktadır. “
